ibadethane
  Hac,Oruç,Yemin,Zekat ve Sadaka,Kurban Rehberi
 

Hac Rehberi

    İslâm şartlarının beşincisi hac'dır. Hac, belli zamanda, belirli yerleri özel bir şekilde ziyaret etmektir.
    Hac hem mal, hem de beden ile yapılan bir ibadettir. Be­lirli şartları taşıyan müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Allâh'ın her emrinde olduğu gibi haccın farz kılınmasında da bir çok hikmetler ve faydalar vardır.
    Çeşitli ülkelerden mukaddes topraklara gelen, dilleri ve renkleri ayrı olan müslümanların tek gaye etrafında biraraya gelmesi ve hep birlikte Allâh'a yönelmesi İslâm kardeşliğini güçlendirir. Müslümanların birbiri ile tanışmaları, birbirlerinin dert ve sıkıntılarına çare bulmalarını sağlar.
    Zengin-fakir her seviyede müslümanın ihrama girerek ay­nı kıyafet içinde bulunması insanlara eşitlik fikrini aşılar, mah­şer gününü hatırlatır. Hac yolculuğu, insanın bilgi ve gör­güsünü artırır, zorluklara karşı dayanma alışkanlığı ka­zandırır. Mala bağımlılığı azaltarak, fakirlere, yoksullara karşı merhamet ve yardım duygularını geliştirir.
    Sevgili Peygamberimizin doğup büyüdüğü, İslâm Dini'nin cihana yayılmaya başladığı kutsal yerleri görmek ruhlara ma­nevi bir heyecan verir, dini duyguları kuvvetlendirir. Kutsal yerlerde insan kendisini Allâh'a daha yakın hisseder, yaptığı ibadetlere kat kat fazla sevap verilir. Allâh rızası için hac va­zifesini yapan ve insanlara kötülük etmekten sakınanların (kul hakları hariç) birçok günahı bağışlanır. Bu konuda Pey­gamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Kim Allâh için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi gü­nahlarından arınmış olarak döner'(1).
    Hac Kimlere Ve Ne Zaman Farzdır
    Aşağıdaki şartları taşıyanlara hacca gitmek farz olur:
    1) Akıllı olmak,
    2) Erginlik çağına gelmiş olmak,
    3) Müslüman olmak,
    4) Hür olmak,
    5) Haccın farz olduğunu bilmek. (Bu şart, müslüman ol­mayan ülkelerde müslümanlığı kabul edenler içindir, İslâm ül­kelerinde yaşayan müslümanlar için haccın farz olduğunu bil­memek özür değildir.)
    6) Zorunlu ihtiyaçlarından başka hacca gidip dönünceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin geçinebileceği maddi güce sahip olmak,
    7) Durumuna uygun bir vasıta ile hac yolculuğunu ya­pabilmesi için vasıta ve yol masraflarını karşılayacak parası olmak,
    Hac vazifesini yapabilecek zamana yetişmiş olmak.
    HAC VE KURBAN 163
    Saydığımız bu şartlardan başka hac vazifesini bizzat yap­mak için şu şartların da bulunması gerekir. Bunlara haccın edasının şartları denir.
    Haccın Edasının Şartları:
    1) Vücutça sağlıklı olmak: Kör, kötürüm ve hac yol­culuğuna dayanamayacak derecede hasta ve yaşlı olmamak,
    2) Hacca gitmesine bir engel bulunmamak (hapiste ol­mak gibi)
    3) Yol güvenliği olmak,
    4) Kadının yanında kocası veya evlenmesi caiz olmayan bir mahremi bulunmak(2).
    5) Kocası ölmüş veya boşanmış olan kadınların iddet sü­releri bitmiş olmak.
    Bu saydığımız şartlara sahip olan bir kimsenin önündeki ilk hac mevsiminde hacca gitmesi farz olur.
    Haccın Farzları
    Haccın farzları üçtür:
    1) İhrama girmek,
    2) Arafat'ta Vakfe, (durmak)
    3) Ziyaret tavafı. Haccın Çeşitleri
    Yapılışı bakımından Hac üç çeşittir:
    1) İfrad Haccı: Umresiz yapılan hac demektir.
    2) Temettü Haccı: Umre ve haccı ayrı ayrı ihrama gi­rerek yapmaktır.
    3) Kıran Haccı: Umre ve haccı bir ihramda yapmaktır.
    Hacca gitmek isteyen bir kimse bu üç çeşit hacdan han­gisini dilerse onu yapar. Usulüne uygun olarak hangisini ya­parsa hac görevini yerine getirmiş olur.
    Ifrad haccında kurban kesmek vacib değildir. Temettü ve Kıran haclarında ise kurban kesmek vacibtir.
    Hacla İlgili Bazı Terimler
    İhram: Hac veya umre yapacak olan kimsenin diğer za­manlarda helâl olan bazı fiil ve davranışları belirli bir süre kendisine haram kılmasıdır. Hac veya umreye niyet emek ve telbiye getirmekle ihrama girilmiş olur.
    Telbiye: İhramlı olarak ve yüksek sesle: "Lebbeyk, Allâhümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk, innel'hamde ve'n ni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerike lek" de­mektir. Kadınlar hafif sesle telbiye getirirler.
    Tavaf: Kâbe'nin etrafını usulüne göre yedi defa do­laşmaktır.
    Sa'y: Kâbe'nin yakınında bulunan Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelmektir. Bu gidiş gelişler, Safa'dan Merve'ye dört, Merve'den Safa'ya üç olmak üzere yedi defadır.
    Vakfe: Hacda Arafat ve Müzdelife denilen yerlerde belirli zamanlarda bir süre kalmaktır. Arafat vakfesi farz, müzdelife vakfesi vacibdir.
    HACCIN YAPILIŞI İfrad Haccı:
    Hacca gitmek isteyen kimse, bu kutsal görev için helâl kazanç temin eder. Yola çıkmadan önce varsa borçlarını öder, hak sahipleri ile helâllaşır. Günahlarının bağışlanması için tevbe edip Allâh'tan af diler. Kazaya kalmış ibadetleri
    varsa mümkün olduğu kadar kaza eder. Yola çıkacağı za­man evinde iki rek'at namaz kılar. Aile fertleri, dostları ve ya­kınları ile helâllaşıp veda ederek yola çıkar. Yolculukta ve hac ibadeti esnasında başkalarını incitecek kötü söz ve dav­ranışlardan sakınır.
    İhrama girme yeri olan "Mikat"sınırına gelmeden önce tır­naklar kesilir, gerekli vücut temizliği yapılır ve mümkünse gusledilir, değilse abdest alınır. Erkekler giydikleri bütün el­biselerini çıkararak "Izar" ve "Rida" denilen iki parça örtüye sarılırlar. İhramlı oldukları sürece ayak ve başlarını açık bu­lundururlar. Kadınlar ihrama girerken elbiselerini çıkarmazlar.
    Bundan sonra "Mikat"sınırında "İhramın sünneti" niyetiyle iki rek'at namaz kılınır ve hacca niyet edilerek telbiye getirilir. Böylece ihrama girilmiş olur. ihram devam ettiği sürece ih-ramlıya yasak olan şeylerden sakınmak gerekir.
    Mekke'ye varılınca gusûl yapılır veya abdest alınır. Sonra Harem-i Şerife gidilerek Kâbe'nin etrafında kudüm tavafı ya­pılır ve ardından iki rek'at tavaf namazı kılındıktan sonra Safa ile Merve arasında usulüne uygun olarak sa'y yapılır. Hacı adayı bundan sonra ihramlı olarak Mekke'de kalır. Burada kaldığı süre içinde mümkünse namazları Harem-i Şerifte kıl­mak, fırsat buldukça nafile tavaf etmek çok sevaplıdır.
    Terviye günü, yani Arefe'den bir gün önce Arafat'a çıkılır. Arefe günü güneş batıncaya kadar Arafat'ta kalınır. İbadet ve dûa ile vakitler değerlendirilir... Burada öğle ile ikindi na­mazları cemaatle öğle vaktinde birlikte kılınır. Buna "Cem'i Takdim" denilir.Öğleden sonra vakfe yapılır. Güneş battıktan sonra akşam namazı kılınmadan "Müzdelifeye hareket edilir. Müzdelife'de akşam ve yatsı namazları cemaatle yatsı vak­tinde birlikte kılınır. Buna "Cem-i Tehir" denilir. Geceyi Müz­delife'de geçiren hacı adayları şeytan taşlamak için kul­lanılacak taşları burada toplar.
    HAC VE KURBAN
    Bayram sabahı, sabah namazı erken kılınarak, "Müzdelife Vakfesi"yapılır. Hava aydınlandıktan sonra Mina'ya ha­reket edilir.
    Bayramın Birinci Günü: Mina'da Sırasıyla;
    a) Akabe Cemresine yedi taş atılır.
    b) Saçlar traş edilerek ihramdan çıkılır. (İfrad haccı ya­panlara kurban kesmek vacib olmadığından, bunlar Akabe Cemresine taş attıktan sonra traş olup ihramdan çıkarlar. Te­mettü veya Kıran haccı yapanlar Akabe Cemresi'ne taş atıp kurban kestikten sonra traş olur ve ihramdan çıkarlar.)
    c) Vakit ve imkân bulunursa aynı gün Mekke'ye gidilerek farz olan ziyaret tavafı yapılır.
    Bayramın İkinci Günü: Sırasıyla; Küçük, orta ve akabe cemrelerine yedişer taş atılır. Bayramın birinci günü ziyaret tavafını yapamayanlar ikinci günde yaparlar.
    Bayramın Üçüncü Günü: Yine küçük, orta ve akabe cemrelerine yedişer taş daha atılır. Aynı gün Mina'dan Mek­ke'ye dönülünce veda tavafı yapılarak hac vazifesi ta­mamlanmış olur.
    Uygulamasını anlattığımız ifrad haccı ile Temettü ve Kı­ran haclarının yapılışında bazı farklılıklar vardır.
    Temettü Haccı: Temettü haccı yapacak olan kimse Mi-kat sınırında umre için ihrama girer. Mekke'ye gelince usu­lüne uygun olarak umreyi yaptıktan sonra traş olur ve ih­ramdan çıkar. Terviye gününe kadar. (Yani Arefe gününden bir gün önce) Mekke'de ihramsız olarak bekler. Terviye günü Mekke'de hac için yeniden ihrama girer ve yukarıda an­latıldığı gibi hac vazifelerini yapar.
    Ancak ifrad haccından farklı olarak:
    1) Bayramın birinci günü Cemre Akabesine taş attıktan
    sonra kurban keser, ondan sonra traş olur ve ihramdan çı­kar.
    2) Ziyaret tavafından sonra haccın sa'yini yapar.
    Kıran Haccı: Kıran haccı yapacak olan mikat sınırında hem hac, hem de umreye ikisine birden niyet ederek her ikisi için de bir ihrama girer. Mekke'ye varınca önce umre yapar, umreyi tamamladıktan sonra haccın kudüm tavafını, pe­şinden de haccın sa'yini yapar. Fakat ihramdan çıkmaz. Ih-ramlı olarak bekleyip terviye günü gelince Arafat'a çıkarak ta­rif edildiği gibi hac vazifelerini yerine getirir. Kıran haccında da ifrad haccından farklı olarak: Bayramın birinci günü Cem­re Akabesine taş attıktan sonra kurban keser, ondan sonra traş olur ve ihramdan çıkar.
    UMRE
    Umre, belirli bir zamana bağlı olmadan usulüne göre ih­rama girdikten sonra tavaf etmek, sa'y yapmak ve traş ol­maktan ibarettir.
    Umre sünnettir. Umre için belirli bir zaman yoktur. Arefe ve onu izleyen kurban bayramı günleri olmak üzere yılda beş günün dışında her zaman umre yapılabilir.
    Umrenin Yapılışı:
    Umre yapmak isteyen kimse 'Mikat' sınırları dışında ge­rekli temizliği yaptıktan sonra umreye niyet edip telbiye ge­tirerek ihrama girer. Mekke'ye varınca usulüne göre Kâbe'nin etrafında umre tavafını yapar. Tavaf bitince iki rek'at "Tavaf Namazı" kılar. Daha sonra Safa ile Merve arasında umrenin sa'yini yapar. Sa'yı bitirince traş olur ve ihramdan çıkar. Böy­lece umre tamamlanmış olur.

 

 

--------------------------------

Oruç

    İslâm'ın beş şartından üçüncüsü Ramazan ayında oruç tutmaktır.
    Oruç, niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren akşam güneş batıncaya kadar yememek, içmemek ve karı koca ilişkisinde bulunmamaktır.
    Ramazan ayı bazı yıllarda 29, bazı yıllarda da 30 gün olur. Ramazan ayı 29 gün olduğu zaman oruç yine tamdır. Çünkü farz olan, ayın tamamını oruç tutmaktır. Nitekim Pey­gamber Efendimiz dokuz ramazan oruç tutmuştur. Bu ra­mazanlardan dördü 29 gün, beşi de 30 gün olmuştur.
    Ramazan ayı, müslümanlar için kutsal ve çok mübarek bir aydır. İslâm güneşi bu ayda doğmuş, dünyayı aydınlatan Yüce Kitabımız Kur'ân-ı Kerim bu ayda inmeye başlamıştır. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi bu ayın içindedir. İçimizi kötü düşüncelerden, dışımızı çirkin davranışlardan te­mizleyen oruç, bu ayda tutulmaktadır.
    Yüce Allâh şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Oruç siz­den öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Ola ki, korunup sakınırsınız'(1).
    Oruç, bizi dünyada kötülüklerden sakındıran, ahirette ce­hennemden koruyan ve günahlarımızın bağışlanmasına ve­sile olan önemli bir ibadettir. Sevgili peygamberimiz şu müj­deyi veriyor: "Kim inanarak ve mükâfatını Allâh'tan bek­leyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları ba­ğışlanır'(2).
    ORUCUN FAYDALARI
    a) Oruç Ahlâkımızı Güzelleştirir:
    Oruç, bize daima Allâh'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Kalbimizi kötü duygu ve düşüncelerden temizler, başkalarına fenalık yapmaktan korur. Oruç, bize en güzel ahlâkî davranışları kazandırarak adetâ melekleştirir. Oruç, gözleri harama bakmaktan, dili yalan ve çirkin sözlerden, ku­lakları haram şeyleri dinlemekten, mideyi haram yemekten, elleri kötü iş yapmaktan, ayakları kötü yerlere gitmekten ko­rur.
    Orucun farz olmasındaki hikmet, Allâh'a karşı kulluk gö­revini yerine getirmek ve kötülüklerden sakınmaktır.
    b) Oruç, İnsanın Merhamet ve Yardım Duygularını
    Geliştirir:
    Hayatında açlık nedir bilmeyen varlıklı kimse, yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayamaz. Fakat bu kişi oruç tutarsa açlığın ne olduğunu anlar ve yoksulların sı­kıntılarını yüreğinde daha iyi hisseder, onlara karşı şefkat ve merhamet duyguları uyanır. Bunun sonucu olarak da yok­sullara yardım elini uzatır, sıkıntılarını gidermeye çalışır.
    c) Oruç İnsana Nimetlerin Kıymetini Öğretir:
    İnsan sahjip olduğu nimetlerin değerini, ancak bunlar elinden çıktıktan sonra anlar, fakat iş İşten geçtiği için bunun bir yararı yoktur. Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak ka­lan insanın gözünde bu nimetlerin değeri daha iyi anlaşılır. Bu anlayış insana, onları daha iyi korumasını ve nimetleri kendisine veren Allâh'a daha çok şükretmesini öğretir.
    d) Oruç Tutmak İnsanı Sağlıklı Yapar:
    Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz'(3).
    Senenin onbir ayında yorulan sindirim organları oruç sa­yesinde dinlenir. Ramazandan sonra daha güçlü bir şekilde görevlerini yaparlar. Bilim adamları, orucun sağlık yönünden vücudumuza birçok faydaları olduğunu belirtmişlerdir. Nobel tıp armağanını kazanan ünlü Fransız bilim adamı Doktor Aleksi Karel oruç hakkında şunları söylüyor: "Oruç sırasında vücutta depo edilmiş besin maddeleri harcanır, sonradan bunların yerine yenileri gelir, böylece vücutta bir yenilenme olur. Oruç sağlık bakımından çok faydalıdır'(4).
    e) Oruç İnsana Sabırlı Olmayı Öğretir:
    Oruç tutmakla, belirli bir zaman kendini yememeye, içmemeye alıştıran insan, hayatta karşısına çıkabilecek güç­lüklere kolaylıkla sabreder, acılara ve sıkıntılara dayanır. Ge­rektiğinde düşmanla savaşmaktan yılmaz, bu uğurda kar­şısına çıkabilecek zorluklara dayanmasını bilir.
    Ramazan Orucu Kimlere Farzdır
    Orucun Farz Olmasının Şartları Şunlardır:
    1) Müslüman olmak,
    2) Akıllı olmak.
    3) Erginlik çağına gelmiş olmak.
    Erginlik çağına gelen ve akıllı olan her müslüman erkek ve kadına Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Allâh'ın kesin emridir. Erginlik çağına gelmeyen çocuklara oruç tutmak farz değildir. Ancak bünyelerine zarar vermeyecek şekilde ço­cukları da yavaş yavaş oruca alıştırmak uygun olur.
    Kadınlar, lohusalık ve adet hallerinde oruç tutamaz, na­maz kılamaz. Bu halleri geçtikten sonra tutamadıkları oruçları kaza ederler, yani gününe gün tutarlar. Fakat kılmadıkları na­mazları kaza etmezler.
    İftar duâsı:
    İftar Vaktinde Şu duâyı Okumak Sünnettir:
    "Allâhümme leke sumtü, ve bike âmentü, ve aleyke tevekkeltü, ve alâ rızkıke eftartü, ve savmel'gadi min şeh­ri ramazane neveytü, fağfir lî ma kaddemtü ve mâ ah-hartü."
    Anlamı: "Allâhım, senin rızan için oruç tuttum, sana inan­dım, sana güvendim, senin rızkınla orucumu açtım. Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet ettim. Artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla!"
    Oruca Ne Zaman ve Nasıl Niyet Edilir?
    Orucun sahih olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz oruç makbul değildir.
    Ramazan orucuna, akşamdan itibaren kuşluk vaktine ka­dar niyet edilebilir. Şöyle ki:
    Genel olarak oruca, sahur yemeğini yedikten sonra niyet
    edilir. Ancak sahurda uyanamayıp, imsak vaktinden sonra uyanan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar, o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vak­tinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın. Kuşluk vak­tinden sonra, oruca niyyet edilmez.
    Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, akşamdan sonra yarının orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez.
    Oruç tutmak maksadıyla sahura kalkmak da niyet sayılır.
    Ramazan ayında tutulamayan orucu, başka günlerde ka­za ederken niyetin geceleyin yapılması gerekir. Keffaret oruçları da böyledir. Bu oruçlara imsaktan sonra niyet edil­mez.
    Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tu­tacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu dü­şüncesi de niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. An­cak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dili ile: "Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarınki oru­cuna" diye söylemelidir.
    Oruç Çeşitleri
    Altı çeşit oruç vardır:
    1) Farz olan oruçlar: Ramazan ayında oruç tutmak, ra­mazanda tutulamayan orucu başka günlerde kaza etmek ve bütün keffaret oruçları farzdır.
    2) Vacib Olan Oruçlar: Adak oruçları ile, bozulan nafile oruçları kaza etmek vacibtir.
    3) Sünnet Olan Oruçlar: Muharrem ayının dokuz ve onuncu veya onuncu ve onbirinci günleri oruç tutmak sünnettir.
    4) Müstehab olan Oruçlar: Kameri ayların onüç, ondört ve onbeşinci günleri ile haftanın pazartesi ve perşembe günleri ve Ramazandan sonra şevval ayında altı gün oruç tut­mak müstehabdır.
    5) Mekruh Olan Oruçlar: Muharrem ayının sadece onuncu günü ile yalnız cuma veya yalnız cumartesi gün­lerinde oruç tutmak mekruhtur.
    6) Haram Olan Oruçlar: Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban bayramının dört günü oruç tutmak haramdır. Çünkü bayram günleri Allâh'ın kullarına birer ziyafet günüdür. Allâh'ın ziyafetinden kaçınmak uygun değildir.
    Ramazan Orucunu Başka Zamanda Tutmayı Mübah Kılan Özürler:
    Özürsüz olarak Ramazan ayında oruç tutmamak hem gü­nahtır, hem de cezası vardır. Ancak bir kimse aşağıdaki du­rumlarda ramazan orucunu tutmayabilir veya başlamış ol­duğu orucu bozabilir.
    1- Hastalık: Bir hasta, oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığı iyileşince tutamadığı oruçları kaza eder.
    2- Yolculuk: Ramazan ayında en az doksan kilometre mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Yolculuk hali bitince tutmadığı günleri kaza eder. Oruç tutmasında bir güçlük yoksa yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır.
    3- Zor Görmek: Oruç bozmak için ölümle veya vü­cuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse orucunu bo­zabilir. Bozduğu orucu sonra tutar.
    4- Gebe ve Emzikli Olmak: Gebe veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir za­rar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Gebelik ve em­ziklilik hali sona erince tutamadığı günlerin oruçlarını kaza eder.
    5- Şiddetli Açlık ve Susuzluk: Oruçlu bir kimse, açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vü­cuduna ciddi bir zarar geleceğinden korkarsa orucunu bo­zabilir. Sonra uygun bir zamanda tutamadığı oruçları kaza eder.
    6- Yaşlılık ve Düşkünlük: Vücudu, günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Bunlar sonradan da orucu kaza edemeyecekleri için tutamadıkları her günün orucu yerine fidye verirler.
    Fidye:
    Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her gü­nü için bir fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Bu fidyeler Ramazanın başlangıcında verilebileceği gibi, Ra­mazanın içinde veya sonunda da verilebilir.
    Fidyelerin hepsi bir fakire topluca verilebileceği gibi, ayrı ayrı fakirlere de verilebilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye güçleri yetmiyorsa Allâh'tan bağışlanmalarını is­terler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümi­di olmayan hastalar eğer ileride oruç tutabilecek duruma ge­lirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nafile bağış sayılır.
    Orucu Bozup Hem Kaza Hem de Keffareti Gerektiren Şeyler:
    Oruçlu olduğunu bilerek:
    1) Yemek, içmek, (isterse gıda maddesi, isterse ilâç ol­sun)
    2) Cinsi ilişkide bulunmak.
    3) Sigara içmek.
    Kaza: Bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır.
    Keffaret: Bozulan bir gün orucun yerine iki ay veya alt­mış gün peşpeşe oruç tutmaktır.
    Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan bir kimse özürsüz olarak bile bile yiyip içse veya cinsi ilişkide bulunsa orucu bozulur. Bozulan bu orucun gününe gün kaza edil­mesi, ayrıca oruç özürsüz olarak ve bile bile bozulduğu için de keffaret tutması gerekir.
    Başlanan bir orucu bilerek bozmanın dünyadaki cezası keffarettir. Yani altmış gün birbiri ardınca oruç tutmaktır. Her­hangi bir sebeple keffaret orucuna ara verilir veya eksik tu­tulursa yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar keffaret orucu tutarken araya giren âdet günlerini tutmazlar, âdet halleri bitince ara vermeden temiz günlerinde oruca devam ederek altmış günü tamamlarlar.
    Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Şeyler:
    1) Yenmesi mutad olmayan ve ilaç olarak da kul­lanılmayan şeyleri yutmak, (toprak, kağıt, pamuk gibi).
    2) Buruna ilâç çekmek,
    3) Kulağın içine yağ damlatmak,
    4) Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak,
    5) Ağzına aldığı renkli ipliğin boyası tükrüğe geçip, bo­yanan bu tükrüğü yutmak,
    6) Zorla orucu bozulmak,
    7) Uyurken başkası tarafından boğazına su dökülmek,
    Ağız dolusu kusmak, (kendi isteği ile)
    9) Akşam vakti girmediği halde, akşam oldu zannederek iftar etmek,
    10) İmsak vakti geçtiği halde, imsak'a daha vardır zan
    nederek, yemek, içmek.
    Orucu Bozmayan Şeyler:
    1) Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek, (unutarak yeyip içerken oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını yı­kayıp oruca devam eder, oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya birşey geçerse orucu bozulur.)
    2) Kulağına su kaçmak,
    3) Göze îlaç damlatmak,
    4) Gece yıkanması gerekirken sabahleyin yıkanmak,
    5) Kendi isteği olmayarak kusmak,
    6) ihtilam olmak, (yani uyurken cünüplük hali meydana elmek)
    7) Kan aldırmak,
    Kendi isteği olmayarak boğazına toz, duman girmek,
    9) Ağzındaki tükrüğü yutmak.
    Oruçluya Mekruh Olan Şeyler:
    1) Bir şeyin yutmadan tadına bakmak. (Eğer kadının ko­cası, yemeğin tuzundan dolayı karısına anlayışsız davranır, huzursuzluk yaparsa, kadın yutmadan yemeğin tuzuna ba­kabilir.)
    2) Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak. (Eğer ağzında biriktirdiği tükrüğü dışarı çıkardıktan sonra yutarsa orucu bo­zulur.)
    3) Kendini zayıf düşürecek derecede kan aldırmak, ağır işlerde bulunmak.
    Oruçluya Şunlar Mekruh Değildir:
    1) Birşey koklamak,
    2) Dişlerini fırçalamak,
    3) Ağzına su alıp çalkalamak,
    4) Burnuna su çekmek,
    5) Yıkanmak.
  

--------------------------------
YEMİN ÇEŞİTLERİ VE YEMİN KEFFARETİ
   
Yemin, söze kuvvet kazandırmak amacı ile Allâh'ın adını anmaktır.
    Yemin üç çeşittir:
    1) Yemin-i Lağv: Yanlışlıkla yalan yere yapılan yemine denir. Parası olduğu halde, olmadığını zannederek "Vallâhi param yok" diye yemin etmek gibi. Böyle yeminden dolayı keffaret vermek gerekmez.
    2) Yemin-i Gamus: Bilerek yalan yere yemin etmektir. Görmediği bir şey için "Vallâhi gördüm", borcunu ödemediği halde "vallâhi ödedim" diyerek bile bile yalan yere yemin et­mek gibi. Böyle yalan yere yemin etmek büyük günahtır. Bu­nun bağışlanması için tevbe etmeli, Allâh'tan af dilemelidir.
    Böyle yemin ederek başkasına haksızlık yapmışsa hakkı sahibine vermeli ve helallik almalıdır. Bu gibi yeminlerden do­layı keffaret vermek icap etmez. Çünkü bunun günahından kurtulmak için keffaret yeterli değildir.
    3) Yemin-i Mun'akide: Gelecekte bir işi yapacağına veya yapmayacağına dair yemin etmektir. "Vallâhi yarın borcumu ödeyeceğim", "vallâhi falan kimse ile konuşmayacağım" diye yemin etmek gibi. Eğer yemine uygun olarak dediğini yaparsa keffaret gerekmez. Fakat yemin ederek söylemiş olduğu sözü yerine getirmezse yemin bozulmuş olur ve ceza olarak keffaret vermek gerekir.
    Yeminin Keffareti:
    Geleceğe dair bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına yemin edip de yeminini bozan kimse keffaret olarak; on fakiri giydirir veya on fakire birer fitre miktarı para verir. Bunları ya­pacak gücü olmayanlar peşpeşe üç gün keffaret orucu tu­tarlar.
    Dinî bir emri yerine getirmek veya haram olan bir şeyi bırakmak için yapılan yemine riayet etmek lâzımdır. Meselâ; iç­ki içmemek için yemin eden bir kimsenin buna uyması ve ye­minini bozmaması gerekir.
    Bir kötülük için yemin edildiği takdirde ise böyle bir ye­mini bozmak ve keffaret ödemek icabeder. Meselâ; bir kimse borcunu ödememeye veya babası ile konuşmamaya yemin, etse, bu yemine uyulmaz. Yemin eden kişinin borcunu öde­mesi veya babası ile konuşması sonra da yemin keffareti vermesi lâzımdır


-------------------------------


Zekat ve Sadaka

    İslâm'ın beş şartından dördüncüsü zekât vermektir.
    Mal ile yapılan ibadettir.
    Zekât, dini ölçülere göre zengin olan müslümanların se­neden seneye malının ve parasının kırkta birini fakir olan müslümanlara vermesidir. Zekat, Kur'ân-ı Kerim'de namaz ile birlikte otuzyedi yerde geçmektedir. Zekâtın üzerinde bu ka­dar çok durulması onun dinimizde büyük önem taşıdığını gös­termektedir.
    Zekât, kalbi cimrilik hastalığından, malı fakirin hakkından temizleyen, zenginlerde şefkat ve merhamet duygularını ge­liştiren bir ibadettir. Zekât sayesinde fakirlerin kalbindeki ha­set ve kıskançlık ortadan kalkar. Kendilerine yardım eden zenginlere karşı sevgi ve saygı meydana gelerek toplumda birlik ve kardeşlik kuvvetlenmiş olur.
    Zekât malın büyümesini ve bereketlenmesini sağlar. Zekâtı verilen serveti yok olmaktan, kötü insanların zararından Allâh korur. Sevgili peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Mallarınızı zekât ile koruyunuz'(1).
    Zekâtı Kimler Verir
    Aşağıdaki şartları taşıyan kimseler zekât vermekle mü­kellef olur:
    1) Müslüman olmak,
    2) Akıllı olmak,
    3) Erginlik çağına gelmiş olmak,
    4) Hür olmak,
    5) Dinen zengin (yani aslî ihtiyaçlarından ve borç­larından başka "nisab" miktarı mala veya paraya sahip) ol­mak,
    6) Zekât, verilmesi gereken mal veya para:
    a) Nisab miktarına (yani 80.18 gr. altın değerine) ulaş­mış olmak.
    b) Sahibinin elinde tam bir kameri yıl kalmış olmak,
    c) Hakikaten veya hükmen artıcı nitelikte olmak, gerekir.
    Nisab
    Nisab, dinimizin koyduğu zenginlik ölçüsüdür; borcundan ve asil ihtiyaçlarından başka, belirlenen bu ölçü miktarı veya daha fazla malı veya parası olan kimse, dinen zengin sayılır.
    Fitre vermek ve kurban kesmek için de en az nisab mik­tarı mal veya paraya sahip olmak lazımdır. Ancak bunlarda malın veya paranın üzerinden bir yıl geçmesi ve artıcı ni­telikte olması şart değildir.
    Zekât Kimlere Verilir
    Zekât verilecek kimseler başlıca şunlardır:
    1) Fakirler: Dini ölçülere göre zengin sayılmayan, nisab miktarı malı olmayan kimseler.
    2) Yoksullar: Hiçbir şeyi olmayanlar.
    3) Borçlular: Borcundan fazla nisab miktarı mala sahip olmayanlar.
    4) Yolcu: Memleketinde malı olduğu halde yolda parasız kalan, elinde birşey bulunmayan kimselerdir. (Bunlara mem­leketlerine varacak kadar zekât verilebilir.)
    5) Allâh Yolundakiler: Bunlar; cihad veya hac için yola çıkıp parasız kalanlar ile işini gücünü bırakıp kendisini ilme vermiş olan kimselerdir.
    Zekâtı verirken şu sırayı gözetmeli:
    Önce fakir olan kardeşler, kardeş çocukları, amca, hala, dayı ve teyze, sonra diğer akraba ve komşular, bunlardan sonra mahallesinde ve oturduğu memleketindeki fakirler. Al­dığı zekât parasını günah yolunda harcayacak veya israf edecek kimselere değil, gerçek ihtiyaçları için harcayan fa­kirlere vermek daha iyidir.
    Zekât Kimlere Verilmez
    Su kimselere zekat verilmez:
    1) Ana, baba, büyük ana ve büyük babalara,
    2) Oğluna, oğlunun çocuklarına, kızına, kızının ço­cuklarına ve bunlardan doğan çocuklara,
    3) Zenginlere,
    4) Müslüman olmayanlara,
    5) Karı-koca birbirlerine.
    Zekât Verilmesi Gerekmeyen Mallar:
    Kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyacı olan şeylerden zekât vermek gerekmez. Bunlara "Havaici Asliye"denir. Bunlar şunlardır:
    Oturulan evler, ev eşyası, giyecekler, binek vasıtaları, ti­caret için olmayan kitaplar, sanatkârların kullandığı âletler, yi­yecek ihtiyaçları, altın ve gümüş dışında ve satılık olmayan inci, elmas ve zümrüt gibi süs eşyası.
    Zekât Verilmesi Gereken Mallar ve Zekât Miktarları
    Zekât verilmesi gereken malların nisabı ile bunlardan ve­rilmesi gereken zekât miktarları şunlardır:
    1) Altın: en az 80.18 gram veya daha fazla olursa, kırk­ta biri,
    2) Gümüş: en az 561 gram veya daha fazla olursa, kırk­ta biri,
    3) Para: En az nisab miktarı veya daha fazla paranın kırkta biri, (paranın nisabı, yani parada zekât vermeye esas olan zenginlik ölçüsü; en az 80.18 gram altın karşılığı paraya sahip olmaktır.)
    4) Ticaret Malları: En az nisab miktarı para değerinde veya daha fazla olan her tülü ticaret malının kırkta biri,
    5) Koyun ve Keçi: Kırk koyun veya keçide bir koyun ve­ya bir keçi.
    6) Sığır ve Manda: Otuz sığır veya manda için bir yaşını tamamlamış dana,
    7) Deve: Beş deve için bir koyun veya keçi.
    Hayvanların sayısı arttıkça zekâtın miktarı değişir. Ara­zilerden elde edilen ürünlerin zekâtı daha farklıdır.
    Yukarıda sayılan malların zekâtları kendi cinslerinden ve­rilebileceği gibi bunların değerleri para olarak da verilebilir.
    Zekâtın sahih olmasının şartı niyettir. Zengin bir müs-lüman fakire zekât verirken kalbi ile niyet etmesi gerekir, dili ile söylemesi şart değildir.
    FITIR SADAKASI (Fitre)
    Borçlarından ve asli ihtiyaçlarından başka en az nisab miktarı malı veya onun değerinde parası olan müslümanın fıtır sadakası vermesi vaciptir. Buna kısaca "Fitre" denilir. Fıtır sadakasının vacip olması için zekâtta olduğu gibi, malın üze­rinden bir yıl geçmesi ve artıcı nitelikte olması şart değildir.
    Fitre, Ramazan ayında fakirlere verilen bir sadakadır. Bayramdan önce verilmesi iyidir. Bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Dini ölçülere göre zengin olan kimsenin, hem kendisinin, hem de erginlik çağına gelmemiş olan ço­cuklarının fitrelerini vermesi vaciptir.
    Fitre Şu Dört Cins Yiyecek Maddesinden Aşağıdaki Miktarlarda Verilir:

Cinsi: Miktarı:
1-Buğday 1460 gram
2-Arpa 2920 gram
3-Kuru üzüm 2920 gram
4-Hurma 2920 gram

Bu gıda maddelerinin kendileri verilebileceği gibi para olarak değerleri de verilir. Hangisi fakirin yararına ise onu vermek daha uygundur. Bir fitre yalnız bir fakire verilir, ikiye bölünmez. Bir fakire birden fazla fitre verilebilir. Fitre niyet ederek verilir. Ancak bunun fitre olduğunu fakire söylemek gerekmez. İçinden niyet etmesi yeterlidir.
    Zekât hangi fakirlere verilirse fitre de onlara verilir. Bir özürden dolayı ramazanda oruç tutmayanlar da, nisap mik­tarı mal veya paraya sahip iseler fitrelerini vermekle yü­kümlüdürler.
    Varlıklı müslümanlar fitre vermek suretiyle fakirlere bay­ram sevincini tattırırlar. Böylece, hem borcunu ödemiş, hem de sevap kazanmış olurlar. Fitre vermek orucun kabul edil­mesine, ölümün şiddetinden ve kabir azabından kurtulmaya vesile olur.
 
 


-------------------------------  KURBAN
   
Kurban Kesmenin Önemi
    Kurban, ibadet niyeti ile belirli vakitte kurbanlık hayvanı kesmektir.
    Kurban kesmek mal ile yapılan bir ibadettir. Kurban, Allâh yolunda gösterilen bir fedakârlık, onun verdiği nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir.
    Zenginlerin, kestikleri kurban etlerinden fakirleri ya­rarlandırması, müslümanlar arasında sevgi ve kardeşlik duy­gularını güçlendirir. Varlıklı insanlarla birlikte yoksullar da se­vinir. Kurbanla gelen bu sevinç toplumun huzur ve mut­luluğunu artırır.
    Sevgili Peygamberimiz: "Kim (mal) genişliği bulur da kur­ban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın'(3) buyurarak kurban kesmenin zenginler için önemli bir görev olduğunu belirtmiştir.
    Kimler Kurban Keser:
    Aşağıdaki şartları taşıyan kimselerin kurban kesmesi va­ciptir:
    1. Müslüman olmak,
    2. Akıllı olmak,
    3. Erginlik çağına gelmiş olmak,
    4. Hür olmak,
    5. Mukim olmak (yani misafir olmamak),
    6. Nisab miktarı mal veya paraya sahip olmak, (kurban nisabında mal ve paranın üzerinden bir yıl geçmesi şart de­ğildir.)
    Bayramdan önce fakir olan bir kimse, bayram günlerinde borçlarından başka nisap miktarı mal veya paraya sahip olur­sa yani; dinen zengin sayılırsa kurban kesmek kendisine va­cip olur.
    Kurban kesmek sadece erkeklere değil dinen zengin sa­yılan kadınlara da vaciptir. Bu sebeple, nisaba malik olan ka­dınların da kurban kesmesi gerekir.
    Kurban Ne Zaman Ve Nasıl Kesilir?
    Kurban kesiminin vakti, kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günüdür. Üçüncü günün akşamından sonra kur­ban kesilmez. Kurban vecibesinin yerine gelmesi için hay­vanın bayram günlerinde kesilmesi gerekir. Kurbanlık hay­vanın kesilmeden sadaka olarak verilmesi caiz olmaz. An­cak, kurban edilmek üzere satın alınan hayvan, herhangi bir sebeple kesilmeyip bayram günleri çıkarsa; eğer mevcut ise diri olarak hayvanın kendisi, mevcut değilse değeri fakirlere sadaka olarak verilir. Ertesi yıla bırakılmaz. Hayvan diri ola­rak fakire verildiği taktirde bunun etinden onu fakire veren kimse yiyemez.
    Kurban, kesmeye götürülürken hayvana iyi davranılmalı, itip kakarak götürmemelidir. Hayvana zahmet vermemek için bıçak iyi bilenmiş olmalı, kurbanı elinden gelirse sahibi kesmelidir. Elinden gelmeyen başkasına kestirebilir.
    Kurban edilecek hayvan sol yanı üzerine ve kıbleye karşı yatırılır.
    "Allâhü Ekber, Allâhü Ekber, Lâ İlahe lllellâhü ve-llâhü Ekber, Allâhü Ekber ve Lillâhi'l-Hamd" diye tekbir getirilir ve kurbanı kesecek kişinin bizzat kendisi "Bismillâhi Allâhü Ek­ber" diyerek, hayvanı çene altında yem borusu, nefes borusu ve şah damarlarını keserek kesim işi bitirilir. Hayvanın canı çıkmadan başını bedeninden ayırmak ve derisini yüzmeye başlamak mekruhtur. Kurban keserken bilerek "Besmele" söylenmemiş ise hayvanın eti yenmez, haram olur.
    Kurbanın Eti Ve Derisi İle İlgili Yapılacak İşler
    Kurbanı kesen kimse, kurbanın etinden kendisi yi­yebileceği gibi başkalarına da yedirebilir.
    Kurban etini üçe. bölerek: Bir bölümünü kurban kes­meyen fakirlere dağıtmalı, diğer bir bölümünü akraba ve dostlara hediye etmeli, kalanı da kendisi ve aile fertleri için ayırmalıdır. Kurban etinin tamamını vermek de caizdir. Kur­ban eti ve derisi satılmaz, bundan kasap ücreti ödenmez. Kurban derisini seccade veya evde kullanılacak bir şey yap­mak caiz olduğu gibi bir fakire veya hayır işlerine hizmet eden kuruluşlardan birine de vermek caizdir.
    Kurban Olarak Kesilmesi Caiz Olan ve Olmayan Hay­vanlar:
    Hayvanlardan sadece koyun, keçi, sığır, manda ve deve kurban edilir. Bunlardan koyun ile keçi bir yaşını, sığır ve manda iki yaşını, deve beş yaşını bitirmiş olmalıdır. Ancak, koyun altı ayını tamamladığı halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olursa kurban edilebilir. Keçi için böyle bir durum yoktur, bir yaşını doldurması şarttır.
    Koyun ve keçi bir kişi için kurban olur. Sığır, manda ve deve birden yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. An­cak, bunlardan herbirinin kurban kesmek niyetiyle ortak ol­ması şarttır. Ortaklardan herhangi biri kurban niyetiyle değil de et almak veya ticaret yapmak maksadıyla ortak olursa di­ğerlerinin kurbanları da makbul olmaz.
    Kurbanlık hayvanların boynuzsuz olması, boynuzun biraz kırık bulunması, dişlerinden birazının dökülmesi ve topal ol­ması kurban olmalarına engel değildir.
    Şu kusurlardan biri hayvanda bulunursa kurban ol­maz:
    1. Bir veya iki gözü kör olan,
    2. Boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırılmış olan,
    3. Kulağının veya kuyruğunun yarıdan fazlası kopmuş olan,
    4. Ayağının üzerine basamayacak derecede topal olan,
    5. Kulakları veya kuyruğu doğuştan olmayan,
    6. Dişlerinin çoğu dökülmüş olup, karnını doyuramayan,
    7. Hasta olan,
    8. Kemiklerinin içinde iliği kalmamış derecede zayıf olan,
    9. Meme başları kopmuş olan,
    10. Koyun ve keçinin memelerinden biri, sığır cinsinden
    iki memesi kurumuş olan,
    Ayrıca, tavuk, horoz gibi hayvanlarla, eti yenen diğer ya­banî hayvanlar kurban olmazlar.
    ETLERİ YENEN HAYVANLAR
    Koyun, keçi, sığır, manda, deve, tavuk, kaz, ördek, zü-rafa, devekuşu, bağırtlan kuşu, güvercin, bıldırcın, tavus, kır­langıç, baykuş, tavşan, turna, serçe ve sığırcık gibi hayvanlar usulüne uygun olarak kesildiği takdirde etleri yenilir. Ayrıca suda yaşayan her çeşit balık da yenir.
    ETLERİ YENMEYEN HAYVANLAR
    Azı dişleriyle kapıp avlayan, parçalayan ve kendini sa­vunan hayvanların etleri yenmez; kurt, ayı, arslan, kaplan, sincap, sansar, maymun, domuz, sırtlan, kedi, köpek, fil, keler, tilki ve gelincik gibi.
    At, katır ve eşeğin etleri de yenmez. Tırnakları ile av­layan, leş ve pislik yiyen kuşların etleri de yenmez: kartal, çaylak, akbaba, leylek, kuzgun, atmaca, şahin, yarasa ve karga gibi.
    Yaratılıştan iğrenç olan; fare, akrep, yılan, kertenkele, kurbağa, kara ve deniz kaplumbağası, köstebek, kirpi, sü­müklü böcek, solucan, kurtlar, bütün sinekler, böcekler, ha­şereler, arı ve kelebekler yenmezler.
    Balık suretinde olmayan deniz hayvanları ile yengeç, midye, istiridye ve İstakoz da yenmez.
    ADAK KURBANI
    Adak, bir kimsenin yapmak zorunda olmadığı bir şeyi kendisine vacip kılmasıdır.
    Adaklar İkiye Ayrılır:
    1. Hiçbir şeye bağlı olmayarak yapılan adaklar:
    Bir kimse, "Allâh rızası için bir kurban keseceğim" diye adak yaparsa kurban kesmek kendisine vacip olur ve bu adağını dilediği zaman yerine getirir.
    2. Bir şeyin olmasına veya olmamasına bağlı olarak yapılan adaklar:
    Mesela: "Hastam iyileşirse Allâh rızası için bir kurban ke­seceğim" diye adakta bulunan kimsenin hastası iyileştiği tak­tirde kurban kesmesi vacip olur. Dediği iş henüz ger­çekleşmeden kurban kesmesi sahih değildir.
    Adaklar, ancak kurban edilecek hayvanlardan olur; Ta­vuk, horoz gibi hayvanlardan adak kurbanı olmaz.
    Adak kurbanının etinden adağı yapanın kendisi, eşi, ba­bası, anası, dedeleri, nineleri, çocukları ve torunları yi­yemeyeceği gibi nisab miktarı mal veya parası olup dinen
    zengin sayılanlar da yiyemezler. Adak kurbanının tamamının fakirlere dağıtılması gerekir.
    Ölü İçin Kurban Kesmenin Hükmü:
    Ölü için kurban kesmek isteyen kimse bunu kurban bay­ramı günlerinde kesmesi lazımdır. Böyle bir kurbanın etinden kesenin kendisi yiyebilir, başkalarına da verebilir.
    Eğer kurban kesilmesini ölü vasiyet etmişse bu kurbanın etinden kesen kimse yiyemez, tamamını fakirlere dağıtması gerekir.
    Kurban niyetiyle değil de etini fakirlere dağıtmak dü­şüncesiyle bir hayvan kesmek isteyen kimse, bunu dilediği zaman kesebilir.

 
  Bugün 4 ziyaretçi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ALLAH BÜYÜKTÜR!